KOCATEPE’NİN GÖZYAŞLARI
Afyon ovasının üzerine gecenin karanlığında ağır bir sessizlik çökmüştü. Uzaklarda köylerin tüten ocakları sönmüş, yalnızca rüzgârın taşıdığı bozkır kokusu kalmıştı geriye. Kocatepe’nin zirvesinde, Mustafa Kemal Paşa ayakta, düşüncelere dalmış bekliyordu. Önünde uzanan karanlık, aslında koca bir milletin alın yazısıydı.
Onun gözlerinde uykunun kırıntısı yoktu. Çünkü uyumak, milletin kaderini ertesi güne bırakmaktı. Oysa sabah, milletin makûs talihini kıracak gündü. Yanında İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve diğer komutanlar vardı. Ama herkes biliyordu ki bu yükün asıl ağırlığı Mustafa Kemal’in omuzlarındaydı.
Paşa, yere çömeldi, parmaklarının arasına aldığı toprağı sıktı. Bu toprak, üç yıldır işgalin ayak izleriyle kirlenmiş, köylünün gözyaşlarıyla ıslanmıştı. Bir an gözlerini kapattı. Anadolu’nun kadınlarını düşündü; cepheye mermi taşıyan Şerife Bacıları, sırtında yavrusuyla kağnı süren Fatma’ları… Yanık türkülerle askerine moral olan anaları… Onların duaları bu gece göklerdeydi.
Güneş, 26 Ağustos sabahı doğduğunda Türk ordusu Afyon’un sırtlarına yıldırım gibi inmişti. Dağlar, süngü sesleriyle inliyor, ovalar Mehmetçik’in ayak sesleriyle titriyordu. Her adımda bir şehidin kanı vardı. Askerler açtı, yorgundu ama gözlerindeki iman, bütün açlığı bastırıyordu. Mustafa Kemal, atının üzerinde ilerlerken askerlerin başları ona çevriliyordu. O bakışlarda “Seninle son nefesimize kadar!” diyen sessiz bir ant vardı.
Sakarya’da “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” demişti Paşa. Şimdi ise bütün yurt, tek bir sathı savunuyor, tek bir yürekte birleşiyordu.
30 Ağustos sabahı Dumlupınar’da çarpışmalar şiddetlendi. Topların gürültüsü göğü parçalıyor, süngü hücumları kan ve barut kokusunu birbirine katıyordu. Kocatepe’nin üzerinde durup taarruzu yöneten Mustafa Kemal’in gözlerinden yaşlar yüzüldü. Bu gözyaşı zaafın değil, birlerce Mehmetçik’in canını hiçe sayarak ilerleyişinin yarattığı derin bir acının gözyaşıydı. O gözyaşları, tarihin satırlarına düşen sessiz bir dua gibiydi.
Ve öğleye doğru, düşmanın beli kırıldı. Kocatepe’nin üzerinden, Mustafa Kemal’in sesi rüzgâra karıştı:
-“Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”
Bu söz, yalnızca bir emir değildi. Bu söz, esaretten özgürlüğe atılan en büyük adımdı. Her Mehmetçik, sanki kendi hayatı pahasına değil, bütün bir milletin geleceği için koşuyordu.
Gün batarken ufukta dumanlar arasında bir millet yeniden doğmuştu. O gün sadece bir savaş kazanılmamış, Türk’ün kaderi baştan yazılmıştı. Kocatepe’nin rüzgârı, şehitlerin fısıltısını taşıyordu:
-“Vatan size emanet.”
Mustafa Kemal ise sessizce yere eğilip toprağa dokundu. Dudaklarından şu söz döküldü:
-“Türk milleti… senin istiklalini yine senin azim ve kararlığın kurtardı.”
O an, Anadolu’nun bağrında, bir milletin kalbi gök kubbeye yükseldi. Ve her yıl 30 Ağustos’ta, o kalp yeniden atmaya devam etti.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.