İkbal Vurucu

İkbal Vurucu

Akademisyen
Yazarın Tüm Yazıları >

YÖRÜK ŞENLİKLERİ...

A+A-

 

KÜLTÜREL MİRAS MI, TÜKETİM FESTİVALİ Mİ?

Türkiye'de yaz mevsimiyle birlikte birçok yöresel şenlik düzenlenir. Bu etkinlikler, içerik olarak benzerlik gösterse de farklı isimler alır. Kimi şenlikler, "karpuz festivali" gibi yaygın bir ürünün adını taşırken, kimileri de Yörük-Türkmen şenlikleri olarak adlandırılır.

Bu yazıda, Yörük şenliklerinin kültürel ve ekonomik boyutlarını gözlemlerim ışığında inceleyeceğim. Öncelikle, Acıpayam'daki Yörük şenliklerinin bölge ekonomisine olan katkısını sorgulamakla başlayalım. Bu etkinlikler, yerel esnaf, zanaatkarlar ve sanatçılar için gerçekten bir gelir kapısı mı? Şenliklerde geleneksel el sanatları mı yoksa daha çok modern tüketim malları mı ön plana çıkıyor? Şenlikler sadece bir kültürel buluşma mı, yoksa bir "pazarlama aracı" haline mi geldi?

Acıpayam Yörükler Derneği Başkanı İbrahim Yılmaz, şenliğin açılış konuşmasında "Yörüklerin ruhu ve kültürümüz hiç ölmesin diye elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Kültürümüzü yaşatmak ve geleceğe taşımak adına çok kıymetli bir buluşma gerçekleştireceğiz" demişti. Yılmaz'ın bu sözleri, şenliğin asıl amacının kültürel mirası korumak ve gelecek nesillere aktarmak olduğunu vurguluyor.

Ancak, kendi gözlemlerim bu amacın tam olarak yansıdığını göstermiyor. Acıpayam Yörük Türkmen Derneği'nin düzenlediği şölen, geleneksel Türk kültürünü, oyunlarını ve kıyafetlerini sergilemekten çok, popüler kültürü ve tüketim alışkanlıklarını yaygınlaştıran, daha çok esnafa yönelik bir etkinlik izlenimi veriyordu.

Şölen için ayrılan geniş alanlar farklı bölümlere ayrılmıştı: Giyim, ayakkabı ve hediyelik eşya satılan bir pazar alanı; pazarın hemen önünde, yolun iki tarafında traktör sergi alanı; bir lunapark; yolun bir kısmında konser alanı ve kalan bölümde yiyecek-içecek satış yerleri. Ayrıca, meraklılar midilli atı ve deveyle gezdiriliyordu. Ancak ilginçtir ki, Yörük şöleninde at göremedik, sadece midilli atı ve deve vardı.

Gözlemlerimin en üzücü yönü, geç bir vakitte başlayan konser için vatandaşların saatler öncesinden alanı doldurmaya başlamasıydı. Üç saat öncesinden toplanılmasına rağmen konser saat 22.00 gibi başladı. Asıl üzücü olan ise, yol üzerindeki konser düzeneğinin önüne "Yörük seçkinleri" için çelik bariyerlerle çevrili özel bir oturma alanı ayrılmasıydı. Yaşlı teyzeler ve amcalar duvarın arkasında ayakta konser için beklerken, gençlerin ve çocukların ağırlıkta olduğu "Yörük seçkinleri"nin herkesin ayakta durduğu bir alanın ortasında oturması, uygulanan bu hiyerarşinin ironik bir yönünü oluşturuyordu.

Oysa göçebe Yörük ve Türkmen kültürünün eşitliği önceleyen, dayanışmacı ve yaşlıya hürmet üzerine kurulu temel değerleri bile bu hiyerarşi merakına, birilerine kendini "özel hissettirmek" adına yok sayılmıştı. Şölenin asıl amacı geleneksel kültürü hatırlatmak ve iyi olan yönlerini yeniden üretmekti. Ancak şölende aşırı derecede hâkim olan tüketim ve gösteriş kültürü, Yörük kültürünün nasıl bir iflas yaşadığını dolaylı yollardan ifade etmiş oldu. Yörükler arasında bir hiyerarşi yaratmaktansa, illaki olması gerekiyorsa, en yaşlı Yörük kadın ve erkeğini o çevrelenmiş alanda konuk edip onları onurlandırmak, böylece Türk kültürünün kaybolan geleneklerini yeniden üretmek daha iyi olmaz mıydı?

Diğer bir gözlemim ise, sanatçılar beklenene kadar saatlerce yabancı müziklerin, hatta küfür içeren rap-pop müziklerin çalınmasıydı. Bu süre zarfında tek bir türkü dahi çalınmadı. Ayrıca, saatlerce boş sahneye bakan vatandaşlara en azından Yörük kültürüne ve yaşamına dair fotoğraflar ya da videolar gösterilebilirdi. Millî mücadele sahneleri de yer alabilirdi; böylece millî duygular canlandırılır, millî bilincin geliştirilmesine katkı sunulabilirdi.

Acıpayam Yörük Derneği'nin düzenlediği bu şölen, geleneksel Türk kültürünü yaşatma iddiasıyla ortaya çıksa da, yukarıdaki gözlemler, etkinliğin geleneksel millî kültürden uzaklaşarak popüler kültür, tüketim kültürü ve gösteriş kültürü dinamiklerinin baskın hale geldiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu durum, kitle kültürü teorileri çerçevesinde de ele alınmaya değer bir dönüşüme işaret etmektedir.

1. Tüketim Kültüründen popüler kültüre Yörük Şöleni

Şölenin ana amacının "Türk kültürünün geleneklerinin temsil edici sergiler, oyunlar, giyim ve kuşamdan ziyade popüler kültürü ve tüketim kültürünü yaygınlaştıran ve esnaf için çalışan bir şölen" görüntüsü vermesi, etkinliğin temel eksenini çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Gözlemler popüler ve tüketim kültürünün ağır bastığını göstermektedir. Şölen alanının büyük bir pazara dönüşmesi, giyim-kuşamdan hediyelik eşyaya, yiyecek-içecek satışından lunaparka kadar her şeyin bir ticari metaya indirgenmesi, geleneksel bir kültürel etkinliğin tüketim festivaline evrildiğini gösteriyor. Traktör sergi alanı, araba park alanı, lunapark ve konser alanı gibi unsurlar, şölenin geleneksel Yörük kültürünü yansıtmaktan ziyade, modern eğlence ve tüketim anlayışına teslim olduğunu ortaya koymaktadır. Midilli atı ve deve gezintilerinin "meraklıları" için sunulması dahi, geleneksel öğelerin dahi bir "deneyim" olarak alınıp satılan birer ürüne dönüştüğünü gösteriyor. Bu, kültürel mirasın korunmasından ziyade, ticarileşme yoluyla sığlaştırılması anlamına geliyor. 

Gözlemimizde en çarpıcı ve eleştirel nokta, konser alanında "yörük seçkinler" için ayrılan ve çelik bariyerlerle çevrili özel bölümdür. Göçebe Yörük ve Türkmen kültürünün temelini oluşturan eşitlik, dayanışma ve yaşlıya hürmet gibi değerler, bu "seçkinler" alanıyla tamamen yok sayılmıştır. Yaşlı teyzelerin ve amcaların ayakta beklerken, gençlerin ve çocukların ağırlıkta olduğu bir grubun ayrıcalıklı bir konumda oturması, geleneksel değerlerin yerine modern çağın gösteriş, ayrıcalık arayışı ve statü arayışının ikame edildiğinin acı bir örneğidir. Bu durum, toplumsal eşitsizliklerin ve bireysel ayrıcalık taleplerinin, kollektif kültürel kimliğin önüne geçtiğini ve birilerini “halktan” ayıran ve "özel hissettirmek" merakının gelenekleri nasıl yozlaştırdığını gösteriyor. Şölenin asıl amacının "geleneksel kültürü hatırlatmak ve iyi olan yönleri yeniden üretmek" olduğu düşünüldüğünde, bu hiyerarşik yapı, Yörük kültürünün kendi içinde "iflas ettiğinin" dolaylı bir ifadesidir. 

Konser öncesinde saatlerce yabancı müziklerin, hatta küfürlü rap-pop müziklerin çalınması ve tek bir türkünün bile olmaması, şölenin Türk millî kültürüyle bağlarının ne denli zayıfladığını ve millî kültürel erozyonun önemli bir göstergesi olarak gözler önüne seriyor. Bu durum, geleneksel kültürel öğelerin kitle kültürü ürünleri karşısında nasıl marjinalleştiğini ve yerini daha "popüler" ve "küresel" olanın aldığını gösteriyor. Seyircilere Yörük kültürüne dair fotoğraf veya videoların, Millî Mücadele sahnelerinin dahi gösterilmemesi, millî bilinç ve duyguların canlandırılması fırsatının tamamen heba edildiği anlamına geliyor. Bu durum, şölenin adında "Yörük" ibaresi olmasına rağmen, etkinliğin içeriğinin Türk millî kimliğiyle bağlarının zayıfladığını ortaya koymaktadır.

Tüketim odaklı milliyetçilik, millî bilincin yüzeyselleşmesine ve geçici bir duyguya dönüşmesine neden olabilir. Şölenlerde satılan geleneksel kıyafetler ve el sanatları gibi unsurlar, bir yandan kimlik pekiştirmeye katkıda bulunurken, diğer yandan bu sembollerin ticari birer metaya dönüşmesine ve gerçek kültürel derinlikten uzaklaşmasına yol açabilir. Millî sembollerin uygunsuz bir şekilde ticari ürün olarak kullanılması, bu sembollerin taşıdığı derin anlamı zedeler ve millî kimliği sadece popüler ve sığ bir gösteri kültürüne indirger.

Bu durum, kitle kültürü teorileri çerçevesinde, kültürel etkinliklerin homojenleştiğini, ticarileştiğini ve yüzeyselleştiğini işaret eder. Geleneksel değerler ve millî kimlik, kitlelerin ilgisini çekmek adına eğlence ve tüketim odaklı bir "gösteriye" dönüşmekte, özünden uzaklaşmaktadır. Halkın saatlerce boş sahneye bakmak yerine, kendi kültürel mirasından beslenebileceği içeriklerin sunulmaması, şölenin katılımcıların kültürel gelişimine katkı sağlamak yerine, pasif birer tüketici haline getirdiğini gösteriyor.

Şölende gözlemlenen unsurlar, kültürel devamlılık değil, kültürel yüzeyselleşme örneğidir. Katılımcılar geleneksel unsurları deneyimlemektense, metalaştırılmış bir "Yörüklük simülasyonuna" maruz kalmaktadır. Bu durum Jean Baudrillard’ın simülakr kuramıyla açıklanabilir: “Gerçek, yerini temsile bırakmış ve temsiller, artık temsil ettikleri gerçekliğe değil, kendi iç döngülerine göndermede bulunan sahte gerçeklikler hâline gelmiştir.” Şölen, geleneksel Yörüklüğü yaşatmak yerine, onun temsili bir kopyasını (simülakrını) sunarak kültürü bir gösteriye, bir "tüketim deneyimine" dönüştürmüştür. Yörüklük burada artık bir yaşam tarzı değil, görsel olarak tüketilen bir eğlenceye indirgenmiştir.

Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” kuramı ise, şölenin yapısal çelişkilerini açıklamada oldukça işlevseldir. Debord’a göre gösteri, kapitalist toplumun bireyleri gerçek ilişkilerden kopararak onları imgeler dünyasına hapseder. Şölendeki “çelik bariyerli seçkinler bölgesi”, bu imgelerin somutlaşmış hâlidir: “Göçebe, eşitlikçi ve yaşlıya saygılı kültür” temsiliyle yapılan bir etkinliğin, genç “yörük seçkinlerine” özel alanlar ayırması, kültürün içeriğinin değil, sınıfsal ayrımların ön plana çıkarıldığını gösterir.

Şölen, Yörük kimliğini derinleştirmek ve Türk kimliğini tahkim etmek yerine, popüler kültür imgeleriyle sulandırmakta, bu da tarihî bilinç ve kolektif hafızanın zayıflamasına neden olmaktadır. Özellikle türkü yerine pop müziğin çalınması, kültürel belleğin tahribi anlamına gelir. Etkinlik, geleneksel kültürün yaşatılması değil, onun "kültürel bir ürün" olarak yeniden paketlenip pazarlanması işlevi görmektedir. Bauman’ın dediği gibi geç modern toplumlarda kültür, tüketilip atılan bir meta hâline gelmiştir. Yörüklük burada artık yaşanılan değil, izlenen, satın alınan, anılaştırılan ve gösterilen bir “etkinlik ürünü”ne dönüşmüştür. Kültürel süreklilik değil, "Instagramlık gösteri" hedeflenmiştir.

Tüketim ve Millî Kimliğin Simgeleşmesi: Yüzeysellik Sorunu

Tüketim kültürünün millî bilinç üzerindeki etkisi, şölen boyunca gözlemlenen “görselleşmiş milliyetçilik” pratikleri üzerinden ele alınabilir. Bayrak, marş, kıyafet, geleneksel semboller, tarihî ve ideolojik bağlamından koparılmış, tüketilen simgelere dönüşmüştür. Bu bağlamda şu sorular önem kazanır: Tüketilen bu simgeler, millî kimliğin anlamını derinleştiriyor mu, yoksa yalnızca gösterişli bir yüzey mi sunuyor? Yörüklük bir yaşam biçimi mi, yoksa nostaljik bir folklorik gösteri mi hâline getiriliyor?

Bu sorular, millî bilinç ile pazarlama stratejileri arasındaki kırılgan dengeyi işaret eder. Etkinliklerin sunduğu “modernlik” ve “gelenek” karışımı, kimliklerin parçalanmasına da neden olabilir. Zira burada modern tüketim nesneleriyle donatılmış bir gelenek sunulmakta, ama bu gelenek yaşamın bütününe taşınmamaktadır. Bu, kültürel otantiklikten uzaklaşma ve kimlikte hibritleşme yaratır. 

Sonuç olarak millî kültürün simüle edilmesi söz konusudur. Acıpayam Yörük Şöleni, millî kültürün yaşatıldığı değil, temsili olarak tüketildiği bir sahneye dönüşmüştür. Popüler kültür, pazarlama mantığı ve gösteri toplumunun etkisiyle:

  • Eşitlikçi ve yaşlıya saygı temelli geleneksel değerler yok sayılmış,

  • Millî bilinç yerine kitlesel eğlence kültürü öne çıkarılmış,

  • Kültürel derinlikten yoksun bir yüzeysellik hâkim olmuştur.

Dolayısıyla bu tür etkinlikler, "gelenek yaşatılsın" amacıyla yapılırken, aslında geleneksel kültürün içini boşaltarak, onu popüler bir gösteri nesnesine çevirmektedir. Bu durum, Türk millî kimliğinin tarihî ve kültürel bileşenlerini zedeleyen bir dönüşüm süreci olarak okunmalıdır.

Bu tür kültürel etkinliklerde ticari kaygılar ve geleneksel değerler arasındaki denge nasıl sağlanmalıdır?

Kültürel etkinliklerde ticari kaygılar ile geleneksel değerler arasında bir denge kurmak, hem kültürel mirasın korunması hem de ekonomik sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşır. İşte bu dengeyi sağlamak için atılabilecek bazı adımlar:

1. Geleneksel Değerleri Temel Alan Bir Vizyon ve Misyon Belirlemek

Etkinliğin düzenlenme amacı, geleneksel değerleri yaşatmak ve tanıtmak olmalıdır. Ticari unsurlar, bu temel misyonu destekleyici bir rol oynamalı, asla ana amaç haline gelmemelidir. Örneğin, Yörük şöleninde Yörük kültürünün özüne uygun etkinlikler (keçe yapımı, göç hikayeleri, geleneksel müzik atölyeleri) öne çıkarılmalı, ticari stantlar bu kültürü tamamlayıcı nitelikte olmalıdır.

2. Kâr Amacından Çok Kültürel Değeri Vurgulayan Bir Ekonomik Model Oluşturmak

Etkinliğin finansal sürdürülebilirliği için elbette gelir elde etmek gereklidir. Ancak bu, kültürel değerlerin metalaştırılmasına yol açmamalıdır. Örneğin, geleneksel el sanatları ve yöresel ürünler satılırken, bu ürünlerin hikayesi ve kültürel anlamı vurgulanmalıdır. Ayrıca, elde edilen gelirin bir kısmı, geleneksel sanatları ve zanaatkarları destekleyici projelere aktarılabilir. Geleneksel kıyafetlerin veya sembollerin ticarileşmesini sınırlamak ve bunların asıl anlamlarını korumak adına standartlar belirlenebilir.

3. Etkinlik İçeriğini ve Katılımcı Deneyimini Geleneksel Esaslara Göre Düzenlemek

Etkinliğin programı, geleneksel unsurları merkeze almalı ve otantik deneyimler sunmalıdır. Popüler müzik ve şovlar yerine, yöresel halk oyunları, türküler, geleneksel anlatılar ve hikâye dinletileri gibi içerikler ağırlık kazanmalıdır. Konser alanındaki "seçkinler" hiyerarşisi yerine, yaşlıların ve toplumun kanaat önderlerinin onurlandırıldığı, herkesin eşit katılımının teşvik edildiği bir düzenleme benimsenmelidir. Etkinlik alanının düzenlemesi de Yörük yaşam tarzını yansıtan unsurlarla (çadırlar, hayvanlar, geleneksel objeler) zenginleştirilebilir.

4. Yerel Halkı ve Zanaatkarları Desteklemek

Ticari faaliyetler, yerel ekonomiye ve geleneksel zanaatkarlara fayda sağlamalıdır. Şölenlerde satılan ürünlerin büyük çoğunluğunun yerel üretim ve el sanatları olması teşvik edilmelidir. Bu, hem yerel üreticilere gelir kapısı açar hem de otantik ürünlerin korunmasına yardımcı olur.

5. Eğitim ve Bilinçlendirme Faaliyetlerine Yer Vermek

Etkinlik boyunca Yörük kültürü, tarihi ve değerleri hakkında bilgilendirici materyaller ve etkinlikler sunulmalıdır. Paneller, atölyeler, belgesel gösterimleri gibi faaliyetlerle katılımcıların millî ve yerel kimliklerine dair derinlemesine bir bilinç geliştirmeleri sağlanabilir. Çocuklar ve gençler için özel olarak tasarlanmış eğitim programları da bu bağlamda faydalı olacaktır.

6. Katılımcı Geri Bildirimlerini Değerlendirmek

Etkinlik sonrasında katılımcılardan geri bildirimler alınarak, ticari unsurların geleneksel değerler üzerindeki etkisi değerlendirilebilir. Bu geri bildirimler, gelecek şölenlerin planlamasında yol gösterici olabilir ve dengeyi daha iyi kurmak adına revizyonlar yapılmasına olanak tanır. Bu adımlar, kültürel etkinliklerin sadece bir gösteri veya ticari bir platform olmaktan çıkarak, millî ve yerel kimliği güçlendiren, toplumsal birlikteliği pekiştiren ve kültürel mirası gelecek nesillere aktaran önemli bir araç haline gelmesini sağlayabilir.

SONUÇ
Tüketim kültürü, doğru yönetilirse millî bilinci güçlendirebilirken, kontrolsüz bırakıldığında onu yüzeyselleştiren bir güç haline gelebilir. Bu durumu iki farklı yönden ele alabiliriz.

1. Tüketim Kültürünün Millî Bilinci Güçlendirmesi

Tüketim, bir milletin ortak değerlerini ve kültürel sembollerini sahiplenme aracı haline geldiğinde, millî bilinci güçlendirebilir. Geleneksel el sanatları, yöresel kıyafetler veya yemekler gibi somut kültürel miras unsurlarının üretimi ve tüketimi desteklendiğinde, bu unsurlar millî kimliğin bir parçası olarak yaşatılır. İnsanlar, bu ürünleri satın alarak kendi kültürlerine ait hislerini pekiştirirler. Millî bayramlarda veya özel günlerde kullanılan bayraklar, rozetler gibi ürünler, millî kimliği görünür kılar ve toplu bir coşku yaratır. Bu tür tüketim, bireyler arasında ortak bir kimlik duygusu oluşturarak millî bilinci güçlendirir. Yerli ürünlerin tercih edilmesi ve yerel ekonominin desteklenmesi, bir milletin ekonomik bağımsızlık ve dayanışma duygusunu pekiştirir. Bu durum, "Biz bize yeteriz" bilincini güçlendirerek millî birlik ruhuna katkı sağlar.

2. Tüketim Kültürünün Millî Bilinci Zayıflatması ve Yüzeyselleştirmesi

Tüketim kültürü, millî bilinci sadece bir meta haline getirdiğinde veya onu sığlaştırdığında olumsuz sonuçlar doğurabilir. Millî sembollerin (bayrak, millî marş, vs.) ticari bir ürün olarak sıkça ve uygunsuz bir şekilde kullanılması, bu sembollerin taşıdığı derin anlamı zedeler. Zamanla, bu semboller kutsal birer değer olmaktan çıkıp, sıradan birer tüketim nesnesine dönüşebilir. Burada sembollerin anlamsızlaşması söz konusudur. Millî kimlik, sadece kıyafet, müzik veya yiyecek gibi dışsal unsurlarla sınırlı tutulduğunda, onun tarihî, kültürel ve ideolojik derinliği göz ardı edilir. Bu durum, millî bilinci, temel değerlerden yoksun, popüler ve sığ bir gösteri kültürüne indirger. Küresel tüketim alışkanlıklarının egemenliği de bu süreçte ele alınabilir. Yerel ve millî ürünler yerine, küresel markaların ve trendlerin egemen olması, yerel kültürel kimliklerin erozyonuna neden olabilir. Bu durum, bireylerin kendi kültürlerine yabancılaşmasına ve ortak millî bilincin zayıflamasına yol açar.

Özetle, tüketim kültürü, eğer millî kültürü korumayı, yaşatmayı ve yüceltmeyi amaçlayan bir araç olarak kullanılırsa millî bilinci güçlendirebilir. Ancak, millî değerleri sadece kâr elde etmek amacıyla metalaştırır ve derinlikten yoksun bir gösteriye dönüştürürse, millî bilinci zayıflatan ve yüzeyselleştiren bir güç haline gelir. Bu nedenle, Yörük şölenleri gibi etkinliklerde sergilenen tüketim davranışlarının, millî bilinci nasıl etkilediği, tamamen bu dengenin nasıl kurulduğuna bağlıdır.

Bu yazı toplam 1419 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar