
KIYAMET ANAHTARI
HAKAN SÖKMEN’DEN MİTOLOJİ, MİMARİ VE İNANÇ TARİHİYLE ÖRÜLÜ BİR ROMAN
Tarih, bazen bir taşın altında; bazen bir mabedin gölgesinde; bazen de bir şehrin yüzyıllardır sessiz kalan dehlizlerinde saklanır. Hakan Sökmen’in kaleminden çıkan bu roman, tam da böyle bir kapıyı aralıyor: Fatih Camii’nin bahçesinde meydana gelen bir göçükle açığa çıkan gizemli bir geçit, okuru yalnızca polisiye bir serüvene değil; Konstantinopolis’in çok katmanlı hafızasına, Havariyyun Kilisesi’nin kayıp izlerine, Vatikan’a, Roma’ya ve İncil’de adı geçen Yedi Kilise’nin kutsal coğrafyasına uzanan soluksuz bir yolculuğa çıkarıyor.
Hakan Sökmen mimari, restorasyon, sanat ve dinler tarihi alanındaki çok yönlü birikimini bu romanda güçlü biçimde yansıtıyor. Ayasofya restorasyonunda görev almış, Roma, Floransa ve Kudüs’te araştırmalar yapmış bir isim olarak Sökmen, kurgusunu tarihsel ve kültürel derinlik üzerine inşa ediyor. Bu nedenle roman, bir macera anlatısının ötesine geçerek mimarinin, kutsal mekânların ve medeniyetler tarihinin izlerini taşıyan bir esere dönüşüyor.
Romanın ana karakteri Aras, tarihi eser kaçakçılığına karşı duran ve ülkesinin kültürel mirasını korumayı görev bilen bir arkeologdur. Dehlizde bulunan lahit ve içinden çıkan iki anahtar yüzünden Aras, oğlu Rüzgâr’la birlikte kendisini uluslararası bir komplonun ortasında bulur. Asperger sendromlu oğlunun sezgileri geçmişin şifreleriyle birleşirken, karşılarına Gladius (Kılıç) adlı gizli bir örgüt çıkar. Ters ve düz haç sembollerini kullanan bu örgüt, kutsal emanetlerden antik eserlere uzanan kaçakçılık ağıyla büyük bir tehlike yaratır.
Aras, Gladius tarafından kaçırılan oğlunu kurtarmak için anahtarları İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden alarak Santa Maria Kilisesi’ne götürür. Aras’ın Fransisken geleneğine bağlı bu kiliseye çağrılması tesadüf değildir. Fransiskenler, Aziz Francisco’nun gönüllü yoksulluk anlayışı ve misyonerlik çalışmalarıyla bilinirdi. Fransisken Rahipler Hristiyanlığı yayarken asıl kimliklerini gizleyen Gladius Tarikatı, tarihi eserleri kaçırıyorlardı. Arkalarında iz bırakmayan, yoluna çıkanları öldürmekten çekinmeyen karanlık bir örgüttü. İnanç ile ihanetin, kutsal ile suçun iç içe geçtiği bu yapının karşısında Aras, yalnızca oğlunu değil, insanlık tarihine ait büyük bir mirası da korumak zorundaydı.
Hakan Sökmen’in arkeoloji, sanat, mimari ve dinler tarihiyle yoğrulmuş bu anlatısı, okuyucunun zihninde adeta yeni dehlizler açıyor; her sayfada geçmişin gölgeleri biraz daha derinleşiyor. Bu derinlik, yalnızca bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda okuru tarihle, inançla ve insanlığın unutulmuş izleriyle buluşturuyor.
Haber / Fotoğraflar : Meliha KALLİMCİ

HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.