Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN

Dr.Yasin ERCİLSİN
Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye, İran ve Azerbaycan Üçgeninde Savaşın Kodları

A+A-

 

 

Ortadoğu ve Kafkasya’da yaşanan günlük hatta saatlik gelişmeler, bölgenin yapı taşı konumundaki Türkiye, İran ve Azerbaycan’ı doğrudan ilgilendiriyor ve hatta etkiliyor. Bölgesel ve küresel birden fazla aktörün yer aldığı denklem içerisinde süreci doğru bir şekilde incelemek oldukça zor. Fakat tarihçilerin sıklıkla kullandığı bir metodu uygulayarak, yani olayların kronolojik sıralamasını yaparak sürecin anlaşılmasını sağlamaya gayret edeceğiz. Zira Ortadoğu ve Kafkasya’da herhangi bir çatışma yahut gerilim olduğunda güncel duruma değil süreci tırmandıran nedenler üzerine analiz yapmak gerekiyor. Nitekim İran’daki molla rejimi 1979 yılının şubat ayında İran idaresini ele aldığı süreçte “Batı” memnundu. Ortadoğu ve Kafkasya’da etki gösteren süper güç Sovyetler Birliğine karşı Komünizmin etkisini kırmak için İslamcı anlayışı benimseyen yönetimler Batı tarafından gayet makul karşılanıyordu.

Bu süreçte Fransız Havayolları uçağı ile İran’a gelen Humeyni’nin uçağını düşürmeyi planlayan İran’daki Şah rejimini ABD tehdit etti. Böylece İran’da dine dayalı bir idarenin kurulmasının yolunu açtı. Ancak süreç ABD’nin istediği gibi gitmedi. Şah’ı her ihtimale karşı yönetim alternatifi olarak elinde tutan ABD tepki topladı. Kasım 1979’da ABD’nin Tahran Konsolosluğunu basan Humeyni yanlıları 53 Amerikalıyı esir aldı. Yaklaşık 400 gün süren bu esaret durumu ABD’nin İran politikalarını tersine çevirdi.  İran’a karşı Saddam Hüseyin kozunu oynayan ABD, 1980’de başlayıp 1988’e kadar devam eden İran-Irak Savaşında İran idaresini zayıflattı fakat yıkamadı. Böylece günümüze kadar sürecek yaptırımlar ve gerilim süreci başladı. Buna karşılık İran ise Ortadoğu’da ABD yanlısı Sünni örgütlere karşılık Şii birçok örgüt ve yapıyı destekledi. ABD İran’ın etkisini kırmak ve kuşatmak amacıyla Afganistan ve Irak’ta destekleyerek var ettiği güçleri Sovyetler Birliği dağılınca ortadan kaldırdı. Yerine dünyanın yeni biçimine uygun, parçalı yapılar kurdu. ABD, aynı zamanda petrolü de almayı ihmal etmedi. ABD Ortadoğu’yu şekillendirirken, Ortadoğu’daki parçası İsrail’in güvenliğini tehdit eden ülkeleri de hedef almaya devam etti. Suriye’de Esad idaresini parçalarken, Lübnan ve Irak’ta da sorun olmayacak bölgesel yapılar ortaya çıkardı. Ve nihayetinde Şii Hilali’nin ana mimarı İran’a sıra gelmiş oldu. Bugün İran İsrail’i Ortadoğu’da tehdit eden tek ülke olarak görüldü.

ABD Ortadoğu’da İran’a saldırmak için zemin hazırlarken, İsrail ise Kafkasya’da faaliyet göstermekteydi. İsrail asıl hedef gördüğü İran’ı kuzeyden yani Azerbaycan üzerinden de kuşatmak istedi. Bunun için Güney Azerbaycan’da yaşayan İran esaretindeki Türkleri gerekçe gösterdi. Ayrıca Azerbaycan’ın Ermeniler tarafından işgal edilen topraklarını geri almak için mücadele vaat etti. Zira Azerbaycan’da Musevi nüfusun etkisi oldukça fazlaydı. Dolayısıyla şartlar Azerbaycan’ı ikna etmek için yeterliydi. Ayrıca Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenistan’ı İran ayakta tutuyordu. Türkiye ile Azerbaycan’ın baskılarına rağmen ticaret yapmaya ve silah vermeye devam ediyordu. İşin tam da burasında Türkiye de sürece dahil oldu. Zira Ermeni Diasporası yani Ermenistan dışındaki Ermeniler “soykırım” yalanı ile sürekli Türkiye’nin önünde engeldi. Bunun yanında Ermeni terör örgütü ASALA’nın işlediği cinayetler Türk diplomatları ve vatandaşlarını tehlikeye atmıştı. ASALA, Türkiye’nin “eşsiz” mücadele timlerinin pençesinden kurtulamayıp faaliyetlerine son verme kararı alırken, Ermeni Diasporasının desteği ile PKK’nın önü açılmıştı. Hocalı’da Ermenilerin yaptığı Türk katliamları ortadayken Kafkasya’da İsrail’in istediği İran operasyonu gerçekleşemezdi. Dolayısıyla önce Türkiye ve Azerbaycan Kafkasya’da istediğini almalıydı ve ardından İran’daki Türkleri yeni bir dünyaya ikna edecek sürecin kapıları ardına kadar açılmalıydı. Özellikle Ermeni lobisine karşılık Yahudi lobisi gücünü kullandı ve nihayetinde Türklere Kafkasya’daki Sovyetler döneminden kalma çok eski bir kilidi kırmanın yolu açıldı.

İkinci Karabağ Savaşlarında Türk Ordusu zafere ulaştı ve artık ortak çıkarlar için hareket edilecek zemin oluşmuştu. Şimdi İsrail’in İran’ı bölme yahut yok etme planı devreye sokulabilirdi. Azerbaycan ve Türkiye arasında kara bağlantısını sağlayacak, Türk Birliğine uzanan yolun açılması için fırsat doğdu. Bunun için Zengezur Koridorunun açılması gündeme geldi. İran sürece karşı çıktı fakat süreç oldukça dinamik işledi. İsrail kararlıydı ve sürece çok daha önceden hazırlanmıştı. Iğdır Ovası’nda birtakım İsrail destekli şirketlerin arsa topladığı 2013 yılında mecliste hatta Iğdır yerel basınında da gündeme gelmişti. Neticede Türkiye ve Azerbaycan’ın Çin’den Avrupa’ya uzanacak koridorun tek egemen gücü olması, ABD ve İsrail’i rahatsız etti. Zira Rusya bölgede irtifa kaybetmiş ve Ukrayna’da büyük bir savaşın içindeydi. İran ise yenilecek pastaya dönüştürülmüştü. Hatta Haziran 2025’te İran’ın askeri kabiliyeti İsrail ve ABD’nin törpüsüne maruz kalmıştı. Nihayetinde Trump bölgeye el attı ve kendi adını verdiği koridorun anlaşma metnini Paşinyan ve Aliyev’e huzurunda imzalattı.    

Özetle, İran’a saldırmak için bütün koşullar Kafkasya’da hazır hale getirildi. Türkiye ve Azerbaycan’da duygusal değil her devlet idaresi gibi çıkarları doğrultusunda süreci yönetti. Ancak Türkiye’nin ABD ve İsrail ile olan ilişkilerinin bir de Ortadoğu ayağı vardı. Türkiye de İran, Afganistan ve Pakistan’a kadar uzanan Sovyetler Birliğini güneyden kuşatacak ABD’nin Yeşil Kuşak Projesi içindeydi. ABD bu süreçte Türkiye’de Komünizmle Mücadele derneklerinin içerisinden FETÖ’yü çıkardı. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bütün Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerini bu yapı ile kontrol etti. Fakat 2016’da FETÖ’nün darbe girişiminin ardından Türkiye, FETÖ’nün devlet içindeki etkisini kırdı ve bağımsız politika üretme fırsatı yakaladı.  Bu nedenle Türkiye’nin ABD ile ilişkileri ikinci Trump dönemine kadar hiç de iyi gitmedi. Ancak yeni Trump döneminde Türkiye pazarlığa oldukça güçlü oturdu. Suriye’de İsrail ve ABD ile ortak nokta bulundu. Nihayetinde iş İran’a saldırmaya gelince Türkiye daha önce Suriye’de yaşadığı hataya düşmedi. Zira İran’a yapılacak büyük bir askerî harekât Türkiye’nin demografisini ve ekonomisini alt üst edecek potansiyele sahipti. Gelinen noktada Türkiye, Azerbaycan ve İran özelinde farklı istek ve çıkar çatışmalarını içeren bu süreç bölgeyi ateşe atabilir. Hatta daha da net ifade etmek gerekirse Pezeşkiyan yönetimindeki İran, Türkiye ve Azerbaycan için büyük bir şans olabilir. Ama Pezeşkiyan bağımsız hareket edemiyor üzerinde molla vesayeti var. Örneğin Türkiye’de yapılması planlanan, fakat molla rejiminin son anda ABD ile görüşmeyi başka bir ülkeye taşımasından anlaşılacağı gibi mevcut idarenin bu tutumu süreci içinden çıkılmaz hale getiriyor.  

Özetle bölgemizde kaynayan kazan patlamak üzere, her olayın birçok etki ve sonucu olacak. Temennimiz bu denklemin içinde aydınlık yarınlara ulaşmak.

Güzel yarınlarda buluşmak dileğiyle… 

Bu yazı toplam 891 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.